Kör Talih : Talih Serisi 1


O ASLA AŞKA İNANMAZ VE ARKASINI KİMSEYE DÖNMEZ… Büyük holdinglerin karizmatik başkanı, sınırsız servetin despot sahibi: Arda Mertoğlu! Topluma mal olmuş eşsiz bir CEO, kadınların yüreğine taht kurmuş pervasız bir kral, çalışanlarının iyilik timsali sert görünümlü müsamahasız patronu...Ama işler hiç ummadığı anda tersine döndü! Ufacık bir kız; es kaza hayatına sürpriz bir giriş yaptı, yaşamının tüm merkezine bir kraliçe idamesinde izinsizce oturarak, yüreğindeki yasak toprakları savaşmadan teslim aldı. Ve tüm dengeler altüst olurken, terazinin kantarı kaçtı.Evet, Arda patavatsız oldu, Hazal düşünceli…Arda milyarla banyo yapıyordu; Hazal babası para vermezse meteliğe kurşun değil, kurusıkı bile atamıyordu.Asiydi ama gurursuz değil… Tamam, mahalle arası, edep yuvası, her çetrefilli işin olduğu arka mahalle bir ortamda büyümüş, ünlüleri televizyonda görüp, beyaz atlı prensle ilgili hayaller bile kurmamıştı. Keza asosyal hayatında, masalların gerçekleşmeyeceğini bilen ender genç kızlardandı.Okulunun birincisi, babasının şamar oğlanı, abisinin bezelye beyinlisi, annesinin biricik kuzusu, ailenin dil yumağı, asi bebeciği…Çirkin ördek yavrusu: Hazal…O, daracık kaderin çemberinden inadına geçmek isteyince, isteklerinin arasında sıkışıp kalarak, Kör bir Talih’e denk geldi!  

İncir Tarihi


Görüp geçirdiğim olayları anlatmaya başlamamın, öyleyse, tek ve ikincil nedeni, bir kere, kaza eseri de olsa kalemi elime almış olmamdır. Bahanem yok; kendimi, yaşadığım şeylerle tanıdığım kişilerin, hayvanların, bitkilerin, gezip gördüğüm yerlerin, serin duvarlar arasına saklanmış iç açıcı odaların, birbirinden güzel kadınlarla bunların olağanüstü memeleriyle kalçalarının, Allahın belası bir hançerin, bu hançer tarafından kesilerek öksüz bırakılmış kolumun, bu kesik avucumda aylarca saklamayı başarabildiğim yüzüğün, leyleklerin, tilkilerin, fillerin, kaplanların ve bu kaplanlarla kutsal aslanlar üzerinde seyahat eden başka seyyahların, kitapların, bu kitapları okuyarak deliren acayip dervişlerin ve bütün bunları oturup yazmaya çalışan Zeyrek adlı bir kişinin bahanesi sayıyorum. Faruk Duman’dan, büyülü bir âleme kışkırtıcı bir yolculuk. Tanıtım Yazısı'ndan2011 Yunus Nadi Ödülü

En Önemli 50 Tarihçi : Tarih Bilimine Yön Veren Düşünürler


“En Önemli 50 Tarihçi – Tarih Bilimine Yön Veren Düşünürler” kitabı çağlar boyu tarihyazımının gelişimine mükemmel bir kılavuz niteliğindedir. İçerdiği tartışmalar ve düşünürler bakımından oldukça kapsayıcıdır. Antik Çin, Yunan ve Roma'dan Orta Çağ yoluyla çağdaş dünyaya kadar uzanmaktadır. Bu eser Heredot’tan İbn Haldun’a, Hegel’dan Toynbee’ye, Braudel'den Foucault'ya, Eric Hobsbawm’dan Şeyh Anta Diop’a kadar tarih alanındaki başlıca düşünürlerin fikirlerine kolay ve toplu bir giriş niteliğindedir. “En Önemli 50 Tarihçi”de açık ve özlü bir dille yazılan her bir makale biyografik bilgiler sunmaktadır. Ayrıca her bir düşünürün tarihe yaklaşımı ve diğer düşünürlerin onunla olan ilişkisi, başlıca eserlerinin listesi ve o düşünüre ilişkin daha ayrıntılı araştırma için kitaplar, makaleler, filmler ve web sayfaları dâhil çeşitli kaynaklar hakkında rehberlik içermektedir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

Kızıl 1 2 3


Birbirinden habersiz üç kadın, bir gün hiç tanımadıkları birinden imzasız bir mektup alırlar. “Kırmızı Başlıklı Kız, güneşli ve güzel bir günde, büyük ve karanlık ormanın diğer tarafında yaşayan çok sevdiği büyükannesine bir sepet dolusu yiyecek götürmeye karar verdi...” Bu hikayeyi mutlaka yıllar önce küçük bir çocukken dinlediniz. Ama eminim değişik şeklini dinlemişsinizdir. Hikaye mutlu sonla biter. Ama asıl hikayede sonuç, çok daha farklı ve karanlıktır. Bundan sonraki birkaç hafta boyunca bu dediğimi unutmazsanız akıllılık etmiş olursunuz. Siz beni tanımıyor olabilirsiniz ama ben sizi gayet iyi tanıyorum. Siz üç kişisiniz. Ve ben size Kızıl 1 Kızıl 2 Kızıl 3 demeye karar verdim. Ve o çocuk masalındaki küçük kız gibi, sizler de ölmek üzere seçildiniz. Adı duyulmamış bir gerilim romanı yazarı. Sıradan, evli bir adam. O, karakterlerini önce yazıyor, sonra öldürüyor. Yıllardır hiç roman yazmadı, ancak bu kez New England’ın sakin kasabasında kaybettiği zamanı telafi etmek için sabırsızlanıyor.

Çağıran Uzaklar


Çağıran Uzaklar, Gözde Şahin’in ilk öykü kitabı. “Üç, İki, Bir Gülümse”, “20 Yıl Sonra”, “Son Gidişin”, “Rüyaya Uyanırken”, “Bir Cevabım Var” okuru gitmeye çağıran öykülerden bazıları. “Biz hep çocuk değil miydik? Hüzünlerimiz ve sevinçlerimizle, hatalarımız ve doğrularımızla. Ya küçücük yüreklerimide büyüttüğümüz koca hayallerimiz? İşte onlardı bizi birer büyük adam yapan. Zaman geldi geçti. Biz ne çoğaldık ne de azaldık. Biz sadece insandık! Olmak istediğimiz kadarıyla veya gitmek istediğimiz yerde, ama mutlu ama hüzünlü. Bizim tek engelimiz sadece bizdik. Ve öyle de oldu...”

Kahkahalar mı Duyuyorum


Kayıp Soytarısını Arayan Prensesin Macerası Prenses en keyifli kahkahalarını soytarısı Cızıbızı Cu ile atardı. Güneşli bir sabah uyandığında onu hiçbir yerde göremedi. Kaybolduğunu anlayınca çok üzüldü. Boncuklu Saray’a gelen dünyanın en komik soytarıları bile onu güldüremedi. Karganın bir gelip, “Senin soytarını birkaç adam alıp götürdü bahçedeki labirente,” deyince, hemen yola çıktılar onu bulmak için. Soytarısı kaybolduğu için kendi kendine gülemeyen Prenses Zaza Mitilla Kormizko kahkahalı, sihirli macerasında kavuşabilecek mi acaba soytarısına?Atabilecek mi kocaman kahkahalar?

Evet Dedirtme Sanatı


“Alanında en kapsamlı ve en kullanışlı kitap.” Stephen R. Covey  Nihayet karşınızdaki kişiye istediğiniz bir şeyi yaptırma fırsatı elde ettiniz. Fazladan bir tatil izni. Bir ücret artışı. Sözleşmede bir değişiklik. Ve sonra cevabı nefesiniz kesilerek beklediğiniz o an gelip çattı. Gerilim had safhada ama öyle olmak zorunda mı… Hayır… Çünkü yapmanız gereken sadece şuydu: Evet dedirtme sanatında ustalaşmak. Harvardlı iki uzman Malhotra ve Bazerman’ın kaleme aldığı bu kitap, istisnasız her tartışmada üstün taraf olmanızı sağlayacak zihinsel alışkanlıkları, kanıtlanmış stratejileri ve konuşma becerilerini içeriyor. Zengin örnekler ve kolay uygulanabilir taktiklerle, siz de müzakere ve ikna yeteneğinizi pekiştirebilirsiniz. Davranış bilimleri üzerine uzun yıllar araştırmalar yapmış ve iş dünyasından binlerce müşteriye danışmanlık hizmeti veren yazarlar, tartışma ortamlarına hazırlanmanız ve başarılı sonuçlar elde etmeniz için elinizdeki kuvvetli kozları görmenizi sağlıyor. Çünkü iyi bir müzakereci oyunu iyi oynar; bir müzakere dâhisi ise oyunun tabiatını değiştirir.  “Bu kitap fırsatları nasıl başarıya dönüştüreceğinizi, saklı bilgiyi gün ışığına nasıl çıkaracağınızı, konumsal avantajı teşhis edip karşınızdakinin hilelerine nasıl ustalıkla karşı koyacağınızı gösteriyor.” Newsweek

Ho'oponopono : Hawaiili Şifacıların Sırrı


Ho’oponopono, Hawaiililerin atalarından kalma bir “sanat” ve onun sayesinde yaşamımızda olup biten, bizi etkileyen ve rahatsız eden her şeyin zihinlerimizi tutsak eden bilinçaltındaki programlardan ve anılardan kaynaklandığını anlıyoruz. Hepimiz kendi hayatımızın yaratıcısıyız. Dolayısıyla Ho’oponopono, hatalı kalıplarımızı temizleyerek bizi, sorunlarımızı ve karşılaştığımız güçlükleri tekâmülümüz yararına, gerçek kimliğimizin ortaya çıkması için çalışan birer araca dönüştürmeye davet ediyor. Dertsiz, özgür ve dingin bir bütün olabiliriz. Öte yandan Ho’oponopono, bizlere insanlığın evrensel sevgi bağıyla birbirine bağlı olduğu bilincini kazandırıyor. İç huzura dayanan yeni bir var olma biçimine ulaşmak için bu bilince erişmek gerektiğini söylüyor. Dünyada olmasını dilediğimiz değişiklikleri sağlayabilecek olan tek şeyin içimizdeki bu huzur, bu dinginlik ve bu özgürlük olduğunu sürekli hatırlatıyor. Bu kitap sayesinde, Ho’oponopono’yu günlük yaşamınızda kullanmayı deneyin ve yaşamınızın efendisi haline gelin! Maria-Elisa Hurtado-Graciet: NLP, EFT ve diğer psiko-enerji tekniklerinin uygulayıcısıdır. Bu etkili teknikleri tanıtmak ve herkesin ulaşabileceği bir hale getirmek için Fransa ve İspanya’da konferans ve seminerler düzenlemektedir. Dr. Luc Bodin: Tıp doktorudur, kanser hastalıklarında ihtisas yapmış ve doğal tıp alanında uzmanlaşmıştır.

Kimliksiz : Bir Kayıp Şehir Romanı


Deryal Yiğit, nam-ı diğer Kimliksiz... Kirli geçmişiyle, acımasızlığıyla, kadınlara değer vermeyişiyle bilinen karanlık bir adam... Garip takıntıları ve sadece kendine sakladığı sırlarıyla kendi çöplüğünden yarattığı krallığında hükümdarlığını süren Deryal'in hayatına Burcu bomba gibi düşmüştü. Burcu, Deryal'in yeni takıntısı mı, yoksa hayatının yörüngesini tamamen değiştirebilecek olan tek kadın mıydı? Sırları ve çözemediği sorunlarıyla Deryal'in hayatına girmek zorunda kalan Burcu, omuzlarına binen tonlarca yükün arasında aşkı kaldırabilecek miydi?

Şeytanın Sözlüğü


: Şeytan, i. Yaradan'ın talihsiz hatalarından biri. Başmelek olarak işbaşına getirilen Şeytan muhtelif münasebetsizliklerde bulunduktan sonra cennetten kovuldu. İniş yolculuğu sırasında yarıyolda durup bir an için düşünceli bir tavırla başını eğdi ve sonunda tekrar yukarı çıkarak şöyle dedi: "Tek bir ricam var.""Söyle.""Anladığım kadarıyla insan yaratılmak üzere. Birtakım kanunlara ihtiyacı olacak.""Ne? Seni sefil! İnsanın ezeli düşmanı olan, sonsuzluğun şafağından insan ruhuna beslediği nefret yüzünden kovulan sen, onun kanunlarını belirleme hakkını mı istiyorsun?""Af buyurun; istediğim, insana kendi kanunlarını koyma izni verilmesi."Nitekim öyle oldu.

Devlet Üzerine


İthaki’den bir ilk daha!  Bir siyaset felsefesi klasiği: Devlet Üzerine! Cicero Latin edebiyatının ve felsefesinin belki de kendisinden sonraki çağları en çok etkilemiş yazarıdır. Roma’nın geleneksel değerlerinin ve devletinin sadık bir bekçisi olmuş, bu uğurda yaşamını yitirmiştir. Consul’luğa ve vatanın babası unvanına (pater patriae) uzanan siyasi kariyeri boyunca verdiği eserler sadece yaşadığı dönemin değil, sonraki çağların entelektüel zihinleri için de yol gösterici olmuştur: Deneyimlediklerini yazmış, yazdıklarını deneyimlemiştir. Burada çevirisini sunduğumuz De Re Publica da Roma’nın kuruluşu ile krallık devrinden cumhuriyetin son yüzyılına uzanan deneyime dayanan kolektif bir bilincin tarihsel ve teorik bir öyküsüdür. Cicero biçim bakımından Platon ve Aristoteles’in siyasi metinlerini örnek almışsa da, bu öyküyü bir Romalı gibi, görev duygusuyla kaleme almış ve her zaman olduğu gibi devletin esenliğini her şeyin önüne koymuştur. Ona göre erdem (virtus) iyi bir şeyse, uygulamaya dökülmelidir, o halde en yüce erdem de toplumun malı sayılan devlete hizmettir.     Erken dönemde Kilise tarafından “erdemli pagan” olarak değerlendirilen ve birçok eseri değerli görüldüğü için korunup çoğaltılan Cicero her şeyiyle klasik dönemden çok farklı bir iklimi yaşayan Ortaçağ’da Kilise Babaları’yla birlikte Lactantius, Augustinus, Ambrosius ve Hieronymus gibi önemli isimleri görüşleriyle etkilemiştir. Rönesans döneminin de gözde yazarıdır şüphesiz: başta Petrarca ve Erasmus olmak üzere Eskiçağ’ı hayranlıkla öğrenip inceleyen hümanistlerin ve Machiavelli ve Thomas Hobbes’un da.Sözün kısası, bu büyük yazarın büyük yapıtı Latince aslından çevirisiyle “nihayet Türkçede!” İyi okumalar… 

Jamrach’ın Canavarları


Ödüllü yazar Carol Birch’ten, Sineklerin Tanrısı ve Moby Dick gibi eserlerle karşılaştırılan,  tarihsel kurgu ve fantastik kurgu arasında mekik dokuyan bir roman! Jaffy Brown’un serüveni, bir gün sokakta yürürken Bay Jamrach’ın egzotik hayvan dükkânından firar etmiş bir Bengal kaplanına rastlamasıyla başlıyor. 19. yüzyılın karanlık sokakları, fakir mahalleleri, hayvan koleksiyoncuları ve balina avcılığı Birch’ün romanının fonunu oluştururken, doğanın en doğaüstü yaratığının, bir ejderhanın peşinden açık denizlerde geçen oldukça zor bir yolculuk, denizin düş gördüren fantastik dünyasına sürüklüyor bizi. Jamrach’ın Canavarları, deli bir tanrıyla acımasız bir doğa arasında sıkışan hayvan ve insan krallığında hayatta kalmanın öyküsünü anlatıyor. Gerçek olaylardan esinlenerek yazılan bu roman, hayvanlarla arasına mesafe koyarak uygarlaşan insana da bir eleştiri niteliğinde. Jamrach’ın “Canavarları”nın kimler olduğuna okur karar verecek…

Bozadam


Ömer İzgeç belirsiz bir zamanda ve mekânda geçen bir hikâye anlatıyor. Kitabın baş kahramanı on iki yaşındaki Es’in Ortaçağ karanlığını çağrıştıran bir ortamdaki arayışını okurken türümüzün ötekine karşı zulmüyle, gücün zehriyle, yaratılışımızın karanlık ve aydınlık yönleriyle karşılaşıyoruz. Ormanda büyüklerden uzak tek başlarına yaşayan çocukların, bitkileriyle kendi rayihalı evrenini kurmuş Aktar’ın, topraklarından sürülen bir ırkın, yonttuğu kuklalarıyla hüzünlü bir oyun sahneleyen Büyükbaba’nın ve bir ırmağın ayırdığı âşıkların hikâyeleri iç içe geçiyor. “Önce ağaçlardan, kuşlardan, parslardan ve diğerlerinden ayrı gördük kendimizi. Bir süre sonra içinden çıktığımız ormanı bir tehdit olarak algıladık. Aslına bakarsan, her şey böyle başladı.”  

Bedirhan : Bir Cudi Söylencesi


18. yüzyılın ikinci yarısı... Osmanlı'ya karşı Kürt halkıyla birlikte bağımsızlık mücadelesi veren Mir Bedirhan hainliğin belki de en acı yüzüyle karşılaşır. Yeğeni Yezdanşêr ona ve halkına ihanet edecek ve bir halkın yenilgisine neden olacaktır. Tarihin seyri ve Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi bu ihanetle değişse de mücadele yıllarca sürecektir.  “Ben Azizi Hanedanlığı’nın son hükümdarı Mir Bedirhan, iktidarımın ilk gününden mazlum halkımın mücadelesini vermeye ant içtim. Selahaddin'in soylu torunları, içinde bulunduğumuz koşullar hiçbirinizi yarınlar için umutsuzluğa düşürmesin! Evet, şu an hainler yüzünden kaçınılmaz bir yenilgiyle karşı karşıyayız; fakat gelinen nokta Kürt tarihinde bir dönüm noktasıdır... Ne tehcir, ne zulüm, ne ölüm, hiçbir güç bu halkı kendi topraklarından söküp atamaz.” İlhami Sidar'ın Kürt tarihinin en önemli aktörlerinden Mir Bedirhan'ı ve Kürt halkının yüzyıllardır süren mücadelesini anlattığı bu romanı, tarihin arka sayfalarına ışık tutuyor.  Müslüman olan Ali ile Hristiyan olan Meryem'in aşkıyla, onca zulme ve işkenceye karşın halkını satmayanların olduğu kadar, kıskançlık ve ihanetle bağımsızlığı hiçe sayanların da hikâyesidir bu.  Tarihten bugüne miras kalandır Bedirhan / Bir Cudi Söylencesi...

Dramaturjiden Sahne Çözümlemesine Tiyatroda Alımlama


Her sahne yorumunun kendine özgü bir yapısı, dili ve anlatımı vardır. İzleyicinin bu dili anlayabilmesi sahne tasarımından ışık rejisine, oyunculuktan müziğe kadar sahnedeki tüm göstergeleri bir bir çözümleyebilmesine bağlıdır. Sahneyle seyirci arasında oluşan bu diyaloğun alımlama süreci içinde nasıl geliştiğini farklı sahneleme örnekleriyle irdeleyen elinizdeki kitap keyifli bir düşünme oyununu ya da duyularla düşüncenin buluştuğu anları dile getiriyor…

Bir : Aklını İmkansızlığa Açabilirsin


Davranış bilimleri ve insan beyni üzerine araştırmalar yapan bir akademisyen geçirdiği bir kaza sonrasında bazı insanların başlarında aura benzeri ışıltılı alanlar görmeye başlar. Buna bilimsel olarak hiçbir açıklama getirilemez. Fakat o her geçen gün daha sıra dışı olaylar yaşamaya devam eder. Dünyadaki hayatı ve gerçekliğe dair sahip olduğu tüm bilgileri sorgular hale gelmiştir. Yaşadıklarına ışık tutmak için araştırmalarını derinleştirdikçe tarihte iz bırakmış olan pek çok bilim insanı ve sanatçının bugüne kadar ortaya çıkmamış gizli mesajlarıyla karşılaşır.O artık kuantum fiziğinden paralel evrendeki eş izlerine, noetik biliminden dünya dışı medeniyetlere kadar uzanan büyük bir labirentin içinde yolunu bulmakta zorlanmaktadır. Bu dünyadaki hayatın gerçek mi yoksa bir yanılsama mı olduğu sorusuyla yüzleşmeye koyulur.Bir akşam gördüğü bir rüya evrenin ve bu dünyadaki varoluş nedeninin sırlarını çözmek için ona çok değerli bir ipucu sunar. Artık paralel evrenle ilişki kurabilmektedir ve bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Çünkü evrenin baş mimarı ile yüzleşerek ölümün gizemini çözmenin zamanı gelmiştir.

Kalbin Ateşi : Ateş Dizisi 3


İskoçya kırsalındaki küçük çiftliğinde koyun yetiştiren Davina Murray, sevdiği erkek tarafından masumiyeti çalınarak terk edilen kardeşinin hayatının en büyük hatasını yapmasının önüne geçememiştir. Ancak onun hayallerini çalan adamın hiçbir şey olmamış gibi pırıltılı yaşamını sürdürmesini kabul etmeyecektir. O halde... Sadakat, kararlılık ve öfkenin yol gösterdiği bir planın, tatlı dil, ölçülü bir hafifmeşreplik, çalışılmış bakışlar ve biraz da cesaretle süslendiğinde uygun dozda bir intikama dönüşmesinin önüne geçebilecek ne tür bir engel olabilir ki? Belki sadece korumacı bir kuzen... Abbey Kontu Stephan Ramsey kuzeninin hayatına aniden giren bu çarpıcı kadının bir şeylerin peşinde olduğunun farkındadır. Kalbinin tekrar kırılmasını istemediği kuzenini korumak için Davina Murray’nin cazibesine kalkan olarak kendi tecrübesini öne sürdüğünde ikisi arasında patlak veren savaş, kısa sürede kalplerini ateşe verecek bir serüvene dönüşecektir.

Tınısı Çığırırken


Ne yaparsak nereye koşarsak sonu hep aynı. Dermanın tükenince olduğun yere yığılıp acılarınla baş başa kalacaksın. Miden bulanacak kendinden. Kalkmak isteyeceksin çaresiz. Koşanlara bakıp hevesleneceksin, kendini unutacaksın bir anlık, tekrar döneceksin üzerine kustuğun et yığınına. Bakıp bakıp ağlayacaksın. Ağlayacaksın çünkü inanamayacaksın gülen, koşan, çıldıran, dostları olduğunu zannettiğin bedeninin o hâle nasıl geldiğine...

KPSS DHBT 1-2 Din Hizmetleri Alan Bilgisi Soru Bankası

Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele


Bir sorun, konu üzerinde etraflıca akıl yürütme, argümanı ortaya koyma, mantık, sonuca ulaşma… İddiaların, argümanların nesnel biçimde değerlendirilebilmesi için aklın ortak zeminine çağrı yapan felsefe, insanlığın kendisini ve evreni sorgulamaya başladığı andan itibaren var. Siyasi, dinsel, kültürel, toplumsal bağlılıklardan bağımsız olarak soru sormaktan, sorgulamaktan korkmamaya dayanan felsefi düşünce insan uygarlığının gelişimindeki en önemli araçlardan biri. Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele insanlığın binlerce yıldır vazgeçilmezi olan felsefi düşüncede öne çıkmış 100 argümanı, meseleyi ele alıyor. Uzman akademisyenlerin kaleme aldığı bölümler, söz konusu düşüncenin temellerini ortaya koyarak bölüm sonlarında yer alan öncüller ve çıkarımlarla daha iyi anlaşılmalarını sağlıyor.  Mantıksal formülasyonla metafizikten epistemolojiye, bilimden dile çok geniş bir alana uzanan, özellikle felsefe öğrencileri için çok önemli bir kaynak olan kitap, felsefeye meraklı tüm okurlar için de cezbedici. Yer yer zor ve düşündürücü belki ama düşüncenin sınırlarını zorlamak isteyenler için gerçek bir başvuru kaynağı…

Edebiyattaki İktisat


Robinson Crusoe bir roman kahramanı olarak Daniel Defoe’nun eserinde göründükten sonra, sadece insanın doğayla başa çıkmasının edebi örneği olarak kalmadı, ihtiyaçlarını, kaynaklarını, tüketimini kayda geçiren ilk “muhasebeci” kahraman oldu! Edebi eserlerin yaratılması süreci, kurgularına nüfuz etmiş iktisadi sorunsallar ve edebiyatçıların görüşleri edebiyatın farklı disiplinlerle kurduğu diyalog açısından değerlendirilebilir. Edebiyattaki İktisat kitabı, edebiyat ve iktisat alanları arasındaki ilişkinin çeşitli yansımalarını, bu defa edebiyat eleştirmenlerinin değil iktisatçıların gözüyle inceleyen makalelerden oluşuyor. Robinson’u odağına almadan ancak Robinson imgesinin etrafında kurulabilecek bir tartışma açarak, kalkınmanın yollarından Osmanlı şiirine, Tanpınar’dan Dos Passos’a uzanan örneklerle, edebiyatı ve iktisadı “başka türlü okuma”nın imkânlarını değerlendiriyor. İktisadi Düşünce Girişimi tarafından düzenlenen 5. Çalıştay’da ifade edilmiş fikirlerin çarpıştığı, edebiyatı iktisatla düşünmeyi öneren –ama kesinlikle iktisatlı bir bakışa sıkışmayan– etraflı bir tartışma: Oktar Türel, Eyüp Özveren, İbrahim Korkmaz, Metin Sarfati, Derya Güler Aydın, Adem Levent, Bahar Araz Takay, Mehmet Gürsan Şenalp, Esra Güngör-Şenalp, Metin Arslan, Hüseyin Özel, Alp Yücel Kaya, M. Erdem Özgür, Çınla Akdere ve Erkan Erdemir’in katkılarıyla...

Patron Baba ve İşçileri : İşçi Sınıfı Köylülük ve Paternalizm


“Hepinizi bu fabrikadan atacağım. Ben bu fabrikanın babasıyım ve işçiler de benim çocuklarım. Bir babayla çocukları arasına hiçbir şey girmemeli. Artık bu fabrikada size ihtiyaç yok. Siz bittiniz!”Kapitalist sistemin üzerinde yeterince durulmayan güçlü bir iktidar biçimi: Paternalizm. Yani patronun bir “ağa”, bir “baba” olarak algılandığı, işyerinin ötesinde işçilerin toplumsal ve gündelik hayatı hatta aile hayatı üzerinde belirleyici olduğu bir tahakküm rejimi. Aynı zamanda “devlet baba” imgesinin fabrikadaki izdüşümünü temsil edebir iktidar ideolojisi…Hasan Güler, Çan’daki Çanakkale Seramik fabrikası örneğinde, Türkiye’de sanayi ve sınıf ilişkilerindeki paternalizmin canlı bir resmini çiziyor. Çan’ın nasıl Amerikanvari bir “şirket kasabasına” dönüştüğünün hikâyesini anlatıyor. İşçilerin patron-babaya ve tabii onun kontrolündeki “sarı” sendikaya karşı yürüttüğü sınıf mücadelesi deneyiminin tarihini inceliyor. Son olarak, 1980 sonrası “sanayisizleşme” tartışmalarının gölgesinde paternalizmin nasıl yeniden biçimlendiğini tartışmaya açıyor.Fabrikaların nasıl çok boyutlu bir iktidar aygıtı olarak işlediğini gösteren, sınıf ilişkilerine aile hiyerarşisini yansıtan paternalizmin kapitalist kültürün hayatın her alanına nüfuz etmesinde nasıl etkili olduğunu anlatan, ufuk açıcı bir çalışma.

Belki Bir Gün Uçarız


O ağacın altında uzanmaya devam ettim. Yıldızlar aslında nedir size söyleyeyim: Yıldızlar, acıdan delirmiş insanların gökyüzüne sıktıkları kurşunların açtığı deliklerdir. Bilim adamları sürekli yenilerini keşfettiklerini söylüyorlar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Yukarısı bir gün dümdüz olacak.Şehir içinde dünya turu, kalbin içinde kapı zili, aklın içinde sergüzeştler... Kutu gibi evler, ebesinin örekesine çıkan sokaklar, yeteri kadar ölmüş insanlar. Dünya yalan, hatta adaletin bu mu ulan? Benim abim şampiyon!“Hayat, kitapta durduğu gibi dursaydı be Allahım.”Belki Bir Gün Uçarız, yeknesaklığa celalleniyor, huzursuz, şedit ve enerjik... Yeni bir yazarın ilk kitabı...Aylin Balboa, deşeliyor, haykırıyor, söyleniyor... Şah damarı atıyor tıp tıp, sokak taşıyor yanında.

Edebiyat ve Hayat


Edebiyat, sadece hayata ayna tutmak değil, aynı zamanda ona bir yön vermek çabasıdır. Şairler ve yazarlar, yaşantılarını kendi merceklerinden bin bir renkte yansıtırlarken; sezgileri, hayalleri, duyguları ve düşünceleriyle çevrelerinin de öncüsü olurlar. Yani, hem hayata kılavuzluk ederler, hem de yeni yeni yaşama alternatifleri sunarlar. Şu halde, edebiyat, insanı ve hayatı anlamaya ve anlatmaya çalışmak olduğu kadar, insanı ve hayatı biçimlendirmeye, zenginleştirmeye ve güzelleştirmeye de çalışmaktadır. Bu bakışla edebiyat kutsal bir uğraştır. Çünkü edebiyat insandır, çünkü edebiyat hayattır…

Kayıp Element : Kadere Mahkum Değilsin, İçindeki Gücü Serbest Bırak


Zamanın başladığı andan, yıldızların son ışığı kalıncaya dek kalbimi senin kalbinle birleştiriyorum...


Beni Hatırla ?

Şifremi Unuttum ?