Markalama : Başarıya Ulaştıran 20 Temel İlke


“Modern marka anlayışının babasından teori  ve pratik düzeyindeki son gelişmeler bu kitapta!”- Philip Kotler“Hiç kimse marka stratejisini David Aaker’den daha iyi bilemez. Aaker markalamanın tüm temel prensiplerini tek bir kitapta, adeta destansı bir şekilde toplamış. Pazarlama alanının hangi noktasında olursanız olun, güçlü bir marka yaratmak ve onu beslemek için ihtiyacınız olan pratik önerileri bu kitapta bulacaksınız.”- Ann Lewnes, Adobe Systems, Başkan Yardımcısı ve CMO“Profesör Aaker iş dünyasına çok kıymetli bir hediye vermiş: Marka liderliği ve yönetimine dair oldukça sağlam ve özlü bir rehber.”- Joseph V. Tripodi, Coca-Cola, CMO Bugüne kadar alanında 15 kitap ve yüzlerce makale yazmış olan dünyaca ünlü marka teorisyeni David Aaker’in elinizdeki son kitabı, yazarın uzun yıllara varan deneyim ve düşüncelerinin özü niteliğinde. Aaker’in çok ilgi gören Güçlü Markalar Yaratmak kitabından sonra Markalama da iş dünyasına önemli bir katkıda bulunuyor.  

Annales Okulu : Fransız Tarih Devrimi


Bugün Türkiye'de tarih gündemde. Bugün tarih çaresizlikten, reçetesizlikten ötürü gündemde. Hedefi önceden tayin edilmiş bir demiryolunda çuhçuh giden teleoloji treni raydan çıkmasa; ilerici vagonlar geriye, gerici vagonla rileriye savrulmasa; sağcı ve muhafazakâr kompartımanların bazı sakinleri Batı'yla temas etmenin korkulacak bir yanı olmadığını ilân etmese; solcu kompartımanların sakinleri “halk  idaresi”,  “hukuk devleti”, “düşünce ve vicdan özgürlüğü” gibi emperyalist, globalist virüsler(!) treni kaplamasın diye kaza mahallinde bir demir perde yükseltmek için yırtınmasa; birinci mevkideki yolcuların bavullarındaki kirli çamaşırlar etrafa saçılmasa tarih gündemde olmazdı, tarih sorun olmazdı. Ama oldu, maatteessüf! Tarih Batı'da sorun olmuştu. Büyük adamların, patriyarkların, milli şeflerin, devleti şleri anlamında siyasi ve askeri olayların geçit resmi yaptığı bir tarihe Batı'da da isyan edilmişti. İsyan, semptomatik bir şekilde, bizim buradan  yekpare bir bütün olarak algıladığımız Avrupa'nın yırtıldığı coğrafya parçalarının birinde, muhataralı Alsace-Loraine bölgesindeki  Strasbourg'da boy göstermiş ve bir hareketi, bir okulu, bir grubu doğurmuştu:  Annales.  Kolaycı tarif ve tanımlara heterojenliğiyle, kayganlığıyla,hareketliliğiyle direnen bu tarihçilik hareketi hakkında bugüne kadar Türkçe'de bütünsel bir analiz bulunmuyordu. Şimdi bulunmaktadır.  Maatteessüf!

Sosyal Yapı ve Değişim


Modern Türkiye’nin devrimle kurulmuş olması, şüphesiz kendinde ciddi sorunlarla, yeni bir sayfa açması anlamına geliyordu. Çünkü toplumsal yapının ve değişimin, yavaş yavaş, hatırlayarak, revize olarak ve yenilenerek oluşması gerekir. En sarsıntılı değişim devrimdir. Birdenbire değişim, ivedi olduğu için, istenen bir durum gibi görünse de sancısı uzun yıllar devam eder. İşte Türk toplumsal yapısının son dönemdeki çekişmeli durumunun gerisinde bu ve buna bağlı sorunlar vardır. Toplumsal yapının eğitim aygıtı da son derece belirleyicidir. Hatta toplumu yönlendirmesi bu minvalde olmuştur. 1930’larda Hitler rejiminden kaçarak ülkemize gelen Alman aydınlardan bazıları şu tespitte bulunmuştur: “İstanbul sokaklarında gözlerinden ateş fışkıran ve çok yaratıcı oyunlar kuran bu çocuklar, okula gittiklerinde gözlerinin feri söndürülmektedir. Bu kadar yetenekler, nasıl tırpanlanmaktadır… Bu eğitim sisteminin araştırılması gerekir”.. Belki de bu kadar cehaletin ancak eğitimle mümkün olduğunu söylemek durumundayız. Kısacası tünel bakışı veren ve ezber bozdurmayan tek tipçiliğimiz, şimdiki toplumsal yapımızdan sorumludur.

Modern ve Postmodern Feminizm


Bu çalışmada, kadın sorunu hakkında feminist literatürde yer alan yaklaşımlar, modern ve postmodern ayrımı çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmanın temel amacı feminist yaklaşımların Batı dünyasında 14. yüzyıldan sonra Rönesans dönüşümüyle ortaya çıkan ve zamanla tüm dünyaya yayılan bir düşünce tarzı olarak modernizm ile temelde modernizmin eleştirisi! ve sorgulamasına dayalı olarak 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan postmodernizm ayrımı çerçevesinde kategorize edilmesinin mümkün olduğunu göstermektir

Evlilik Dünyası


Evlilik bir tür karşılaşmaysa, evlilik hayatınızı ve seçtiğiniz eşlerinizi, gelin isterseniz Hint bilgeliğiyle düşünelim:İlk kural: Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.İkinci kural: Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.Üçüncü kural: İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.Dördüncü kural: Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle yola devam etmek gerekir.Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil…

Dil Felsefesi I : Mantıkçı Paradigma


Dil felsefesi Batı’da, pek çok çalışmaya konu olmuştur. Bu çalışmalarda birincil veya ikincil dil ve anlam sorunları ayrıntıyla ele alınmıştır. Bu felsefenin kurucularının ve önemli temsilcilerinin kitapları bütün Avrupa dillerine çevrilmiştir. Ne yazık ki ülkemizde dil felsefesinde çok az çalışma yapılmıştır. Bu, düşünce hayatımız için büyük bir eksikliktir. Doğru düşünmek, sağlıklı iletişim kurmak, sihirli kavramların ve büyülü doktrinlerin ağına düşmekten kurtulmak; reel olan üzerine reel betimler yapabilmek bize göre dil felsefesinin imkânlarını kullanmakla mümkündür. Bu yüzden dil felsefesi bazılarının haklı olarak söyledikleri gibi ilk ve nihai felsefe’dir.

Göç Öyküleri


30 yazardan “Göç Öyküleri” Kimdir hiç göç etmemiş olan? Var mıdır böyle bir kişi yeryüzünde?  Ne Kavimler Göçü ne de kırdan kente göç gibi büyük başlıklardan söz ediyoruz. Bunlar da içinde olmak üzere, daha yalın ve kişisel göçler. Örneğin bir evden diğerine, aynı kentte ve aynı sokakta olsa bile. Daha farklı olan göçler; bir aşktan diğerine!Peki, akla gelen ve gelmeyen tüm göç türlerin dışında kaldığını iddia eden var mıdır? Şairin “yerleşik yabancı” sözünü bile kabul etmeyen varsa, iddiamız odur ki her insan göçmüştür, göçmendir. Göç öyküsü olmadığını ileri sürene yanıtımız; doğum da bir göçtür. Hem de büyük göç. İlk yerleşilen, en korunaklı yerden, anne karnından dışarıya, “korkunç” bir dünyaya zorunlu göç!Zaten her göç, aslında acıyı taşır içinde. Görünür ya da görünmez olsun; bir acı vardır, mutlu göçlerde bile… en acısı da ölüme göç…Yitik Ülke Yayınları pek çok tematik kitap yayımladı; “Bozcaada Öyküleri”, “Cunda Öyküleri”, “Olimpos Öyküleri”, “80’lerde Çocuk Olmak”, “90’lar Kitabı”, “Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı”, “Mutsuz Aşk Vardır” ve “Yitik Öykü”… Bunların arasına “Göç Öyküleri” de katılıyor...  - Sabri Kuşkonmaz  

Çevreci Eleştiriye Giriş : Doğa Kültür Edebiyat


Dünyamızı etkileri binlerce yıl sürecek değişimlere uğrattığımız Antroposen çağında çevreci eleştiri, edebiyat ve yeryüzü arasındaki dinamik bağlantıları inceler.

İstanbul'da Bir Mevsim


'Aşk' dedi.'Yaşadığımız aşk.Bizim aşkımız.Biri intihar etmişmiş.Gebersin bize ne ondan.Kim izin verdi hayatımıza girmesi için? Sen demiyor muydun hadi evlenelim diye?Ben mücadelemizi ikimiz adına verdim.Kazanmak üzereyim.Bitti, tüm sıkıntılarım bitti.Buradayım, karşındayım, seninleyim.'

Eskişehir'de Bir Mevsim


"Nafile, bitti. Bunu o sersem kafana sok. Aşk mabetleri hayatı süsleyenedir, kirletene değil. Sen benim mabedimi kirli ellerinle kirlettin. Üç kadını mutsuz ettin.Hadi Şule niyetini anladı gırgırımı geçeyim dedi.Benim günahım ne? O iki çocuk annesinin günahı ne? Çok çirkinmişsin Rumuz.Öğrencilerine o muhteşem tezlerinden bol bol öğretiler yazdırırsın artık."

Türk Romanında Azınlıklar (1872 - 1950)


Türkiye’deki azınlıklar yüzyıllarca Türklerle birlikte yaşamış, zaman zaman aynı kaderi paylaşmış zaman zaman birbirlerine kol kanat germiş zaman zaman da kavga etmişlerdir. Osmanlının ilk dönemlerinde Türklerle kardeşçe yaşayan azınlıklar, son dönemlerde toplumsal ve siyasi açıdan hareketlenmeye başlamış, bir kısmı yaşadığı topraklarda kalırken bir kısmı bu topraklardan göç etmek zorunda kalmıştır. Hem kalanların yaşayışları hem de gidenlerin gittikleri yerlerde nasıl bir hayat yaşadıkları, memleket özlemleri, dramları, taşıdıkları kültür vb. birçok romanda dile getirilmiştir. “Adana’ya gidince Seyhan ırmağından benim için bir tas su iç!” diye bir Türk dostuna tavsiyede bulunan bir karakterden Kumkapı ile Ahırkapı arasındaki mahallenin bir benzerini Beyrut’a taşıyan azınlık mensuplarına kadar değişen bir yelpazede karakterler romanlarda yer almıştır. Kendini halis muhlis bir Osmanlı kabul ederek “Türk’tü ama komşularıyla kavga çıkarmazdı.” diyen bir azınlık mensubu karakterle “Türkler için uğurlu olan bize uğursuz gelir.” diyerek kendini Türk milletinden soyutlayan bir azınlık mensubu karakteri aynı yazarın farklı romanlarında görmek mümkündür.İşte bu çalışmada hem paylaşmanın, kol kanat germenin ve kavganın hem de bunların zamanının ve sebeplerinin Türk romanına nasıl yansıdığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Üstün Yetenekli Çocuklar ve Eğitimi : Öğretmenler ve Ebeveynler İçin El Kitabı


Özlü ve bazen esprili bir şekilde yazılmış olan bu kapsamlı çalışma, birçok gruba hitap etmektedir. Bunlar üstün yetenekli öğrencilerin ebeveynleri, öğretmenleri ve bu konuda eğitim almamış tüm meraklı okuyuculardır.              Bu kitap,  günümüzde üstün yetenekli öğrenciler için hazırlanmış okul programları bileşenlerini tanımlama konusunda bir dönüm noktasıdır. Frankenstein, Pinokyo ve diğer karakterler her bölümün başındaki senaryoyu ortaya çıkararak eğitimcilere yetenekli çocukların kabiliyetlerini nasıl işleyebileceklerini açıklamaya yardımcı olurlar.            Bütün çocukların geleceği kendileri, aileleri ve toplum için değerlidir. Üstün yetenekli öğrencilerin toplumla paylaşabilecekleri yüksek becerileri bulunmaktadır. Onların bu becerisi kısıtlanmak yerine teşvik edilmelidir. İyi olan şudur ki günümüzde üstün yetenekli eğitimine daha büyük bir istek ve heyecanla yaklaşılmaktadır.Dr. Davis’in nükteciliği ve okuyucu dostu açıklamaları sadece üniversite öğrencileri için değil, eğitimciler ve yetenekli çocukların ebeveynleri için de keyifli bir öğrenme deneyimi yaratacak.  

Matmazel Christina


Rüyaların, aynı anda birçok kişi tarafından, insanın göremediği ama yakınında hissettiği birçok kişi tarafından görülmesi mümkün mü?Bir din tarihçisi olarak tanınmış olan Mircea Eliade, bilimsel çalışmalarının gölgesinde kalmış birçok edebi eserin de yazarıdır. Matmazel Christina için şöyle diyor: "Bu roman genç bir kadının aşk hikâyesi. Fantastik türündeki ilk çalışmam olan kitapta Rumen folklorunun, 1880'lerde büyük şair Eminescu'nun da ilgisini çekmiş bir temasını ele almak istedim... Gündelik tasalarına dalmış oldukça sıradan kişiler bir an gelir, başlarından alışılmadık, anlaşılmaz maceraların geçtiği hem garip hem de tanıdık bir dünyaya sürüklendiklerini fark ederler... Mucize, ancak onu bir mucize olarak görmeye hazırlıklı olanlara görünür, diğerleri için görünür değildir, o yüzden de yoktur; aslında nesnelerin ve günlük olayların içinde gizlenir."

Küresel Isınma Çağında Aşk


Kül bulutu havada girdaba dönüşürken, yeryüzü gri tonlarında bir moloz yığını edasıyla denize doğru boşalıyordu. Bize hep küresel ısınmanın dünyanın sonu anlamına gelmediği, bu tür söylentilerin fanatiklerin boş tehditleri olduğu ve değişime ihtiyacımız olmadığı söylendi. Ancak her sene daha fazla deprem, sel, kasırga ve yangın vakası yaşandı. Tabiatın her üyesi dengenin bozulduğuna işaret etti. Her sene hava sıcaklığı arttı ve buzullar eridi ama buna rağmen kimse kılını kımıldatmadı. Benim pembe evim - artık benim değil - aynen Salvador Dali’nin sürrealist çöl portresindeki gül gibi, yokluğun ortasında kalakaldı. Daha sonra gözlerimin tam önünde bir kelebek belirdi; penceremin önüne gelen kelebeğe benziyordu. Başımın önünden arkasına doğru bir daire çizdikten sonra boş arazide park halindeki  küf yeşili Volkswagen tosbağa minibüse doğru uçtu. Oraya doğru koştum, kapıyı açtım ve içeri atladım. İnsanlar evlerinden kaçışıyordu, beni kovalıyor ve inliyorlardı. Anahtarı kontağa taktım ve iki tur çevirdim. Araç tökezledikten sonra çöplere ve atıklara doğru sendeleyerek beni bu kopuk dünyadan uzaklara doğru götürdü.   

Satın Alma ve Tedarik Zinciri Yönetimi : Analiz Strateji Planlama ve Uygulama


İşletme zincirindeki en önemli halkalar alım ve tedarik işlevleridir. Birçok üst düzey yönetici, üretim malzemeleri alımında el değiştiren yüksek miktarda parayı her geçen gün daha da çok dikkate almaktadır. Genellikle sadece üretim malzemeleriyle ilgili paraya odaklanılmaktadır ancak uygulamada yatırım mallarına ve her türlü hizmet alımına yapılan yüksek miktarlı harcamaları unutmamak gerekir. Dış maliyetler, birçok endüstriyel şirkette satılan ürünlerin maliyetlerinin yarısından fazlasını oluşturmaktadır! Bu rakam, birçok ticaret firmasında daha yüksektir. Bu, alımla ilgili karaların bir şirketin finansal sonuçlarına ciddi şekilde etki ettiğini göstermektedir: Alım maliyetlerinde yapılan her tasarruf, şirketin kâr ve zarar tablosuna doğrudan katkıda bulunur ancak bunun tersi de doğru olabilir. Alım kararlarına yönelik profesyonel olmayan bir yaklaşım, maliyet tasarrufu fırsatlarının kolaylıkla gözden kaçmasına yol açabilir ve bu da önemli düzeyde finansal kayıplara neden olabilir. Bu kitap, okuyucuyu alım ve tedarik yönetiminin temelini oluşturan bazı önemli ilkelerle tanıştırmayı amaçlamaktadır. Kitap, kendi alanındaki en önde gelen yazarlardan biri olan Arjan J. Van Weele’nin bir yönetim danışmanı, eğitmen ve akademisyen olarak Avrupa’da birçok şirketle çalışırken edindiği deneyimlerden faydalanarak yazılmıştır. Bu kitabın yapı ve sunumunun temelini oluşturan fikir, hem dengeli ve iyi okunabilen hem de kolay öğretilebilen bir metin olmasıdır. İçindekiler;• Değer Zincirinde Satın Almanın Rolü• Endüstriyel Satın Alma Davranışı: Satın Alma Süreçlerinde Karar Alma• Satın Alma Yönetim Süreci• Satın Almanın ve Tesisler Yönetimi• Hizmet Alımı• Kamu Temini• Pazar Yapıları ve Tedarik Pazarı Araştırması• Dış Kaynak Kullanımı ve Risk Yönetimi• Satın Alma ve İş Stratejileri• Tedarik Kaynak Kategorileri: Tedarikçilerden Daha İyi Performans Alma• Satın Alma, Yenilikçilik ve Kalite Yönetimi• Satın Alma, Lojistik ve Tedarik Zinciri Yönetimi• Satın Alma Organizasyonu ve Yapısı• Satın Almanın Performans Ölçümü ve Yönetişimi• Tedarikçilerle Ortaklığa Hazırlanma: Maliyet Yaklaşımı ve Teknikleri• Perakende de Satışta Alma ve Tedarik Yönetimi• Satın Alma, Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Etik

Harold ve Sihirli Tebeşir


Bir akşam uykusu gelmeyen Harold, ay ışığında yürüyüşe çıkmak istedi. Ama gökyüzünde ay görünmüyordu. Harold da tuttu bir ay çizdi. Ne de olsa sihirli bir tebeşiri vardı. Sihirli tebeşiriyle çizdiği her şey gerçek oluyordu.Harold ve Sihirli Tebeşir, çocuk kitapları içinde hayal gücü en yüksek ve en büyüleyicilerinden biridir. Dünya çapında sevilen bu klasik eserin arkasında yatan yaratıcı konsept, çocukların merakını uyandırıyor. Harold ve sihirli tebeşirinin etkileyici ve zekice örülen maceraları sayfa sayfa ilerledikçe, kuşaklar boyunca unutulmayacak bir öykü ortaya çıkıyor. Eğlenceli ayrıntılar ve sürprizlerle dolu bu neşeli öykü, çocukların hayal güçlerinin sınırlarını genişletiyor. Tekrar tekrar okunası büyüleyici bir uyku öncesi öyküsü olan Harold ve Sihirli Tebeşir, altmış yıldır her yaştan okuyucuya keyifli vakitler yaşatmaya devam ediyor. "HAROLD, BİR BAŞYAPIT." (Maurice Sendak)

Bolşevik Tarihi


1932 yılında Almanya’da yayınlanan ancak hemen ardından Naziler tarafından yasaklanan Bolşevizm Tarihi bugün artık bir klasik... Bolşevik düşüncenin bizzat Karl Marx’taki köklerinden Lenin’in farklı aşamaları üzerinden, Stalin’in 1932’deki taktiğine ve teorisine gelişiminin tarihine odaklanan bir çalışma olması dolayısıyla oldukça önemli...Büyük Rus Devrimi’nin gölgesi hala dünya işçilerinin küçük bir bölümünü kendine çekmeyi sürdürüyor. Komünist Enternasyonal’in, dünya proletaryasının aktif hareketiüzerinde artık herhangi bir etkisi yok. Ancak Bolşevikler’in Rus Devrimi esnasında başardıkları, ölümsüz bir tarihi eylem olmayı sürdürüyor.

Ecdad ve Evlad : Osmanlı'yı Anlayabilmek


Yunus Emre’nin buyurduğu gibi kişi sevdiği zaman eksikler görünmez olur. Elinizdeki eseri incelediğinizde bu eserin Osmanlı aşkı ve sevgisi üzerine derlenmiş olduğunu anlamaktasınız. Tarih sevdalısı bir genç yazarımız, tarihimizin altın sayfalarından bir kesit sunuyor.O; araştırdı, okudu, bir araya getirdi, emek verdi, kitaplaştırdı. Ardından da yine bin bir gayretle bastırmak suretiyle eserini okuyucuyla buluşturdu. Tarih bir tutkudur. O tutkunun meyvesi ise işte böyle bir eser olmaktadır. Elbette eksikler bulunacaktır. Bana göre eser, öyle bir aşkla harmanlanmış ki eksikler görünmez olmuş. İbret alınacak, ders çıkartılacak özlü noktalar öyle güzel seçilmiş ki “Tarih şuuru işte böyle edinilir.” demekten kendinizi alamıyorsunuz.Eser, bir derleme özelliği taşımaktadır. Genç kardeşimiz alıntı yaptığı yerleri teferruatlı bir şekilde belirtmek suretiyle gelecekte ilim âlemine çok iyi telif eserler kazandıracağının işaretlerini de veriyor. Zira usul - erkân olmayınca eser değerini yitiriyor, sahibini ise bitiriyor. Genç kardeşimiz bu hususa dikkat ederek emeğe saygının nasıl olduğunu her branşta eser verenlere de ayrıca gösteriyor. Bu durum, esere bir eser kadar değer katmıştır. O zaman büyüyor, o zaman yüceliyorsunuz!Genç kardeşimi tebrik ediyor, bu güzel kitabının nice telif eserlerinin bir mukaddimesi olmasını diliyorum.    Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil 

Bir Buçuk Abartı


Hem dokunaklı, hem absürt hem de çok komikhyperboleandahalf.blogspot.com isimli blogun sahibi Amerikalı Allie Brosh, inanılmaz derecede ilkel çizimleri eşliğinde hayata dair ne tespitte bulunsa, milyonlarca takipçisi tarafından onaylanıyor. Geçmişine dair herhangi bir anısını komik çizimleri ve kısa cümlelerinden okuduğunuz anda kahkahalara boğuluyorsunuz; bir yandan da “hakikaten ya”, “bence de öyle” gibi onama cümleleri ağzınızdan çıkıyor; Brosh’a hemen sempati beslemeye başlıyorsunuz. Brosh’un grafik roman formatına yakın bir yerde duran otobiyografik özgün eseri hem dokunaklı, hem absürt hem de çok komik. Aşk, hayat mücadelesi, korkular ve depresyon gibi modern insanın kanıksadığı meselelere çocuksu bir açıdan bakan Brosh, yazmaya ilk olarak çocukken, annesi tarafından teşvik edilmiş-çünkü annesi onu evin kedisini bantla sarmalamasına başka türlü engel olamamış). Brosh o günden beri yazıp çizmeye başlamış. Brosh’un çizimle ve yazıyla ilişkisi çok doğal; ne sanat eseri ortaya koymaya uğraşıyor ne de kendini sakınıyor: Başarısının altında belki de bu özgüven yatıyor. (Zeynep Yosun Akverdi - Radikal Kitap)

Nutuk : Büyük Miras


Muhterem Efendiler, sizi, günlerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlâtlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek, bazı noktalar, tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.Efendiler, bu beyanatımla, millî hayatı hitam bulmuş farz edilen büyük bir milletin; istiklâlini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit, millî ve asrî bir devleti, nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.Bugün vâsıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen millî musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bedelidir.Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum    

Uluslararası İlişkilere Giriş : Tarih Teori Kavram ve Konular


Türkiye’de Uluslararası İlişkiler bölümlerinde yaşanan başlıca sorunlardan birisi yeni başlayanlara hitap eden bir üslupla kaleme alınmış ve aynı zamanda, disiplinin temel konularını kapsayan bir Uluslararası İlişkilere Giriş kitabının olmayışıdır. Bu konuda yazılmış mevcut ders kitapları bu alanla yeni tanışmış öğrenciler için ya yeterince açık değildir ya da alanın temel konularını ele alma hususunda bazı yetersizlikler göstermektedir. Bu kitap, öncelikle, bu ihtiyaçları karşılamayı hedeflemektedir.  Uluslararası İlişkilere Giriş, Uluslararası İlişkiler disiplininin Türkiye’deki yarım yüzyıllık tarihini göz önünde bulundurarak gerek teori ve gerekse de kavramsal düzeyde bu disipline Türkiye’den yapılan katkıları da ele alarak benzerlerinden ayrılmaktadır. Eserde ellinin üzerinde Uluslararası İlişkiler öğretim üyesi bir araya getirilmiş ve yirmi beşin üzerinde farklı üniversitenin Uluslararası İlişkiler bölümleri de kitapta temsil edilmiştir. Bu geniş temsil bir taraftan her konunun Türkiye’deki kendi uzmanı tarafından yazılmasına imkan sağlarken, diğer taraftan da kitabı kendi içinde eleştirisini de barındıran bir metne dönüştürmektedir.    

Sufi Terapi


Anadolu'nun medeniyet havzasından polen polen toplanmış ve kendi özümüzden kotarılmış duygusal, bilişsel, psikotârihsel, dinî, ânanevî gıdalarımız ve membâlarımız dururken, neden Kişisel Gelişim Teknolojilerine, Anglo-Amerikan veyâ Anglo-Sakson medeniyetlerin kültür emperyalizmine çanak tutan Pop Psikoloji reçetelerine giriftâr oluyoruz ki? Yâni, kendi anlam dağarcığımızdan imbikleyerek oluşturabileceğimiz bir psikoloji ya da bir psikoterapi geleneğimiz yok mu? Neden anlamını dahi bilemediğimiz kelimelerle; sahte, sentetik, sığ, alengirli, cafcaflı, tüketime dâvet eden, riyâkâr, konformist, hâz yumağına sarmallanmış, kültürel kodlarımıza yabancı olan derinliksiz ve niteliksiz kişisel gelişim enstrümanlarıyla birlikte gelecek nesillerimizi ve de millî ve manevî kimliğimizi inşâ etmeye çalışıyoruz? Otantik zamanların ve bu toprakların bilgeliğini yadsıyan.Modern Psikoloji bize verebilir ki? Birey olarak âit olduğumuz sosyal dokumuz, ideallerimiz, ahlâkî secîyelerimiz, geleneksel anlam sağlayıcılarımız ve kiplerimiz, sohbet kültürümüz; Yunus, Mevlânâ, Hacı Bektâş ve Hacı Bayrâm gibi mânevî önderlerimiz, âilevi bağlarımız, eski zamânları anlatan ton ton yaşlı ninelerimiz, köydeki hayatımızı renklendiren ve her şeyi ulu orta söyleyen rind-meşreb meczûb delilerimiz, her biri bir klasik roman derînliğindeki türkülerimiz, bizi başka âlemlere çekip götüren ebrûlarımız, her biri başlı başına müzikal bir kabâre olan düğünlerimiz, ciğer yakan ağıtlarımız, yüce bildiğimiz şehitlerimiz ve erenlerimiz ve baharleyin çaput bağladığımız söğüt ağaçlarımız nerede kaldı! Bu toprağın bize söyleyecek olduğu hiçbir söz yok mu yâni? Sûfî Terapi, adıyla kaleme aldığımız bu çalışmada, işte bu soruların ve taleplerin nesep çizgilerini tespit ve temyîz ederek; modern psikolojiye, psikoterapilere ve kişisel gelişim furyâsına alternatif bir yaklaşım sunmaya çalışıyoruz. Unutmayın; bu bizim hikâyemiz?

Nefise Nine


Böyle nine dostlar başına!Macit’in ressam büyükannesi biraz sıra dışı, enerjik ve hareketli bir yaşlı hanımdır. Atölyesinde çalışmaya başlamadan önce sabah sporunu ihmal etmez, sağlıklı beslenir. Anne babası bir günlüğüne Macit’i onun yanına bırakır. Birlikte eğlenceli bir gün geçirirler. Macit büyükannesiyle birlikte güzel sanatlar müzesine, hurdacıya gider, yepyeni şeyler öğrenir. Akşama yorgun argın eve dönerler ama büyükannenin enerjisi bitmek bilmez…

Büyücü ve Hokkabaz


Onun kuklalarını canlı zannedersiniz...Usta kuklacı Grisini, yaptığı gösteriyle varlıklı bir ailenin kızı olan Clara’yı büyüleyince kız kendisini eğlendirmesi için kuklacıyı evine davet eder. Zengin olma fırsatını yakaladığını düşünen Grisini, iki yetim yardımcısı, kuklaları ve süslü kukla eviyle malikâneye gelir.Clara’nın yaşantısı yetim çocuklar Lizzie ve Parsefall’in gözlerini kamaştırır. Clara, onların özlemini çektikleri her şeye sahiptir: kızlarının üstüne titreyen sevecen bir anne baba, sıcacık bir yuva, zengin bir sofra. Fakat aslında üzüntü, suçluluk duygusu ve sırlar Clara’nın yaşamını gölgelemektedir. O gece Clara ortalıktan kaybolunca herkes kuklacının onu kaçırdığından şüphelenir.Clara’nın nerede olduğunu bulmaya çalışırlarken Lizzie ve Parsefall, Grisini’nin geçmişte sayısız suç işlediğini öğrenirler ve onun çok kötü niyetli bir adam olduğuna karar verip uzaklara kaçarlar. Ancak bir anda kendilerini Grisini’nin eski rakibi olan ve ölümcül büyüler yapan bir cadının kurduğu tuzağın içinde bulurlar.

Bir Fil Müddeti


"Bir Fil Müddeti", 2010'lu yılların zamane şairlerinden, şiirde imgeden ziyade söz ve kelime oyunlarına ağırlık veren Cihat Duman'ın üçüncü ve son kitabıdır…  


Beni Hatırla ?

Şifremi Unuttum ?