Ağanın Çocukları


...Iraklis Mantakas sağken adaların ve Anadolu'nun en büyük ağası idi. Tüccar olarak şöhreti yukarıda İzmir'e ve aşağıda Antalya'ya ve daha da ötelere uzanıyordu...Yayınevinin Marenostrum dizisinden yeni bir kitap.

Hayal'et Bellek


1995 yılından 2013 Haziranı'na kadar yaşadığımız gerçek olaylara ve okuduğumuz haberlere, Gezi'ye İzmir’den bakıştır bu roman. Şaşırtıcı kısalığı İzmirlilerin elinden alınan değerlerin gerçekliğini değiştirmiyor.İzmirli Yorgo’nun 10 yaşından itibaren kimlik, din, siyaset, aile yapısı, mahalle baskısı, ekoloji, tarih, aşk, hayat tarzı kavramlarıyla mücadelesi ve 2013 Haziranı'nda İzmir’de neden meydanlara çıktığını içeriyor.“Hayal'et Bellek”, İzmirli yazar Caner Girgin'in kaleminden güçlü bir anımsayış kitabı

Dijital Fotoğrafta Pozlandırma


Eğer iyi bir fotoğrafla karşı karşıyaysanız, mutlaka konuya göre doğru pozlandırılmış bir fotoğrafla da karşı karşıyasınız demektir. Çünkü pozlandırma fotoğrafın atmosferini belirler ve onun izleyici tarafından doğru olarak algılanmasını sağlar. Bu nedenle fotoğraf makineniz ne tipte ve ne markada olursa olsun, onu konuya doğrulttuğunuzda istediğiniz fotoğrafı alabilmeniz için doğru bir pozlandırma yapmanız gerekir. İşte bu kitap, fotoğraf makinenize göre ne tip konularda ne tip pozlandırmalar yaparak doğru fotoğrafa ulaşabileceğinizi örnek fotoğraflar ve örnek çekim hikâyeleriyle anlatıyor. Kitapta yer alan örnekler, çekim sırasında karşılaşacağınız pozlandırmayla ilgili problemleri dile getirmekte ve çözümleriyle ilgili bilgileri ve örnek fotoğrafları içermektedir.a  

Nuh 2


Ünlü yönetmen Darren Aronofsky tarafından yazılıp Niko Henrichon tarafından çizilen Nuh, o muhteşem destanı 21. Yüzyıliçin yeniden anlatıyor. İlk ciltte gelişen olaylardan sonra Tufan yaklaşmaktadır ve gemiye çıkmak için herkes amansız birmücadeleye girer. Sorunlar gemi yola çıktıktan sonra da bitmeyecektir. Maceranın son iki fasikülünü barındıran bu ciltle birlikteNuh efsanesi şaşırtıcı bir şekilde sonlanıyor

Astonishing Spider-Man & Wolverine


Her ne kadar birbirlerinden hoşlanmasalar da Avengers’tan arkadaş olan Örümcek Adam ve Wolverine zamanda kaybolurlar ve zamanları da tükenmek üzeredir. Milyonlarca yıl önce dinozorları yok eden meteorun kafalarına inmesine ramak kalmıştır. Güvenli bir yere ulaşmalarını sağlayacak tek yol, tarihin derinliklerine doğru yapacakları ve onları dünyanın sonuna ve ötesine ulaştıracak bir zaman yolculuğuna çıkmaktır.Bu cilt, JASON AARON (Wolverine) tarafında yazılıp ADAM KUBERT (X-Men) tarafından çizilen Astonishing Spider-man & Wolverine serisinin  #1-6 arasındaki sayılarını içermektedir.  

Punisher Max Cilt 3 : Rusya Ana (The Punisher)


Nick Fury'nin elinde sessizce halledilmesi gereken bir is var... hem de Rusya'da. Bu, aklı basında birinin reddetmek için bir anbile tereddüt etmeyeceği bir intihar görevi. "ste bu yüzden Punisher'a ihtiyacı var. Karaborsaya düşmesi dünyanın sonunugetirebilecek bir Retro virüsün bulunması lazım. Frank Castle, bir Rus nükleer füze üssüne gizlice girer ve... bir Moğol'la yüz yüze gelir.Bu cilt, GARTH ENNIS (The Boys) tarafında yazılıp DOUGIE BRAITHWAITE  (İncredible Hulk) tarafından çizilen Punisher Max serisinin  #13-18 arasındaki sayılarını içermektedir.

Fagin


Semra Topal, henüz dünyaca ünlü değil...Hala Türk okurunca da çok bilinmemesine rağmen buna aldırmayan tek yazar neredeyse.Semra Topal marjinal bir yazar değil; dünya roman sanatının buradaki izdüşümü nereye düşmesi gerekiyorsa orda duruyor.Bulunduğu yeri sadece yazarak dolduran, Türk romanını sımsıkı sarmalayan bir yazar. Sakın onu sadece eleştirmenlerin tanıdığı, akademisyenlerin çokça terennüm ettiği, eh okurların da mecburen takip etmek zorunda kaldıkları kuru yazarlardan sanmayın, çok fena yanılırsınız. O ne gümbür gümbür geliyor ne de alkışlanıyor, zaten nefret eder de bunlardan. Altıncı romanını yayınlarken uzaktan bize gülümsüyor, “Fagin” diyerek. Arkasında ağıtlar, ahlar vahlar, kerouac’lar, bukowski’ler, salinger’ler yakmamıza asla izin vermeyecek göreceksiniz. Ve hepimiz zavallı olduğumuzu henüz bilmiyorken günün birinde ondan öğreneceğiz ve hiç kızmayacağız buna...***"Deniz her yerden sarıyor beni, bu lütuf ve sevgi bolluğunun içinde kalbin hafif hafif sızlamasını biliyor, tanıyorum. İşte gene geldim, işte gene karşına çıktım, öyle bomboş ve sahipsiz. Öyle hiçbir şeyi olmaksızın, beni tanıdığın ve bildiğin gibi. İşte gene çıktım ortaya, hiç yok olmamış gibi. Senden başka gördüğüm her şey öylesine minik, öylesine donuk, öylesine çökük ve hileli. Şunu bil, sadece sana tapıyorum, sadece sana."*** "Semra  Topal'ın  metinleri  roman  bilincimizin  önemli  eşikleridir."      HASAN  BÜLENT  KAHRAMAN

Kurusırt'ın Ardı


Sanki daha önce geçtiğiniz hissi uyandıran birkaç tepe aşarsınız. Düz asfaltın kenarı alabildiğine topraktır, pek ağaca rastlayamazsınız. Son aşacağınız tepenin adı Kurusırt’tır, Kurusırt’ın ardı Kangal.

İsyan


2013 Haziranı’nda, bir halk, uzun yıllardır ülkeyi yöneten iktidara ve onun diktatör olmaya hevesli liderine karşı isyan etti. Küçük bir parkta, “3-5” ağaç için başlayan eylemler, milyonlarca insanın sokağa çıkmasını sağladı. 2013 yazı boyunca, ülkenin isyan edenleri, eşine benzerine az rastlanır büyük bir dayanışma ve sevgiyle, sadece polisin amansız şiddetine değil, iktidarın yalan ve nefret kampanyasına da direndi, boyun eğmedi. 2013 Haziranı’ını ve ortaya çıkan büyük öyküyü hiç kimse unutmayacak. O büyük öykünün, küçük bir parçası #İsyan... Haziran’daki gibi, #İsyan hepimizin katkılarıyla çıktı.

Bin Belge


İşkence tezgâhlarından geçenler, gözaltında kaybedilenler, vurulanlar, ölenler, acı çekenler... Bu ülkenin yüz karasıdır 12 Mart ve 12 Eylül. Ve tüm dünyanın yüz karasıdır Şili’de, Brezilya’da, Arjantin’de yaşananlar. Unutmayı tercih ettiğimiz kötü yıllar. Unutalım ama önce hesaplaşalım. O yılları yaşamış insanların ve tüm ülkenin buna ihtiyacı var.Bin Belge böyle bir kaygıdan yola çıkarak Erbil Tuşalp tarafından ilmek ilmek örülmüş, titizlikle hazırlanmış bir kitap. İlk yayınlandığı yıldan bu yana birçok baskı yapması o vahşet dolu dönemlerin öğrenilme ihtiyacını da gösteriyor. Kitabın sonundaki “Ekler” bölümü ise bize ne çok kaybımızın olduğunu gösteren bir isim listesi veriyor: 1977 yılında öldürülenler... 1978 yılında öldürülenler... Kahramanmaraş katliamında öldürülenler... Erbil Tuşalp Sunuş yazısında diyor ki: “Bin Belge yıllarından bugüne her şey gereği gibi tartışılmadı, yeterince anlatılmadı, daha açık sergilenmedi ama hiçbir şey bitmiş değil. Kimbilir belki her şey yeni başlıyor...”  

Kurmaca ve Gerçeklik : Öykü ve Roman Eleştirileri


Kurmaca metinleri okumayı ve onlar için yazmayı bir tür diyalog olarak görüyorum; hayata bakıp yazan yazar ile kitabı okuyanın/eleştirenin buluşup zenginleştirdiği bir diyalog, ayrı bir gerçeklik. Öykülerinden ve romanlarından söz ettiğim yazarların sesi olmak ya da yazdıklarının fotoğrafını çekmek gibi bir kaygım olmadı. Yazısını yokluğumuzda var eden yazarınkine benzer biçimde, yokluğunda onun adına ve onunla konuşabilmeyi uygun gördüm kendim için. Bu tutumumda, kurmaca metinlerin ve özellikle de romanın “bir şey” söylemiş olduğu/olması gerektiği varsayımımla roman eğitiminden geçmeyi önemsememin payı açıktır. Biçimsel bir kaygıyla bakıldığında yazdıklarımın eleştiri sayılıp sayılamayacağını kestiremiyorum. Fakat her içeriğe tastamam denk gelecek bir biçim belirlemenin güçlüğünü, belki imkânsızlığını, buna karşılık söylenenin/içeriğin uygun yeni biçimlerle kendine yol bulacağını düşünüyorum.

Persona


Felsefe, karşılaşmalardır. Başka filozoflarla, başka metinlerle karşılaşmalar… Çünkü bir filozof kendisini ancak bir başkasının aynasında görebilir. Bunun inkâr edildiği noktada felsefeden söz etmek de güçleşecektir. Zira ne de olsa felsefe kendini başından beri diyalog yoluyla var edegelmiştir.Doğan Özlem de Persona’da kendi karşılaşmalarını anlatıyor. Pek çok felsefeciyle yürüttüğü tartışmalar aracılığıyla hem onların hem de kendisinin felsefi serüvenini ortaya koyuyor. Çakışma noktalarına, itirazlara, katkılara hep bir anlama çabası eşlik ediyor. Üstelik Doğan Özlem’in yüzleştiği felsefeciler, kimine dostum, kimine hocam dediği Türkiye’deki felsefi geçmişin köşe taşlarıyla sınırlı değil. Macit Gökberk, Takiyettin Mengüşoğlu, İsmail Tunalı gibi isimlerin yanı sıra Vico’dan Habermas’a kadar dünya çapında pek çok filozof da bu serüvene eşlik edenler arasında.Persona, felsefi bir kavrayışın nasıl oluştuğunun en güzel örneklerinden…

İçeri Girmez miydiniz


Neslihan Önderoğlu, okurunu sıcak bir karşılama cümlesiyle selamladığı ilk öykü kitabı İçeri Girmez miydiniz? ile öyküseverleri hiç kalkmak istemeyecekleri bir misafirliğe davet ediyor. Gerçekleşen ile dayatılanın karşıtlığından beslenen öyküler, hemen öne çıkan hastalık ve ölüm gibi zorlu durumlar ve hayatımıza ilişkin olağan gerçeklikleriyle değil, bıraktıkları dolaylı ve derin izlerle okura dokunuyor. Neslihan Önderoğlu, yazınsal kaygıları hiç atlamadan yazan, kapısı sık sık çalınacak yazarlardan.  "Neslihan Önderoğlu, öykülerinde, yalın bir dil, etkileyici bir anlatımla yabancılaşma, yalnızlık, ihanet temaları üzerinden, birbirinden çok farklı karakterlerle sarsıcı bir ruh halleri evreni yaratıyor. İçeri Girmez miydiniz?deki öykülerde anlatılan ikili ilişkilerdeki açmazlar, kırılma noktaları ve yaralı ruhların yolculukları, duygularımızı ayaklandırmakla kalmıyor, bizi bir kez daha gerçeklikle yüzleşmeye davet ediyor. İnceliklerle örülü bir ilk kitabı okumak için içeri girmez miydiniz?" – Jale Sancak

Mevsim Normalleri


"Neslihan Önderoğlu’nun yazdıkları hayata dönük demek yetmiyor, hayatın hep ağrıyan yanlarını tutmaya çalışıyor o. Kimsenin duygularını harekete geçirmeye çalışmıyor. Bunları sıradan hayatın parçaları gibi anlatıyor. Mevsim Normalleri’nde buruk hayatlar ve araya sıkışmış kişiler anlatılıyor. Hikâyelerin asıl ağırlığıysa hayatın kıyısından bulunup konu edilmelerine karşın, duyguya değil de akla seslenmelerinde." – Semih Gümüş “Mevsim Normalleri, son yıllarda adından en çok söz ettiren öykücülerden birinin, Neslihan Önderoğlu’nun ikinci kitabı. Önderoğlu, bildiğimiz öykücülere benzemiyor; gözlemlerinden çıkardığı sonuçlar neredeyse acımasız. Sıradan hayatımızın içinde âdeta bir diken gibi geziniyor. Bu kitapta yer alan öyküler okurun gücüne gidecek, onu rahatsız edecek kuşkusuz. Samimi samimiyetsizler, kötü görünen kırık kalpliler, sevgisiz sevgi talancıları satırların arasından çıkıp yanınıza oturacak. Ama elbette, öykünün tadı da biraz buradan gelir. Okuyun, elinizdeki öykülerin verdiği rahatsızlık, size iyi gelecektir.” – Faruk Duman

Taşova-Erbaa : Yerleşme Nüfus ve Ekonomi : 15.-16. Yüzyıl


İncelenen bölge 15. ve 16. yüzyıllarda Sonisa kazası, bugün Tokat’ın Erbaa ilçesi ile Amasya’nın Taşova ilçesinin tamamı ve Ordu’nun Akkuş ilçesinin güney kısmına karşılık gelmektedir. Ancak Sonisa bugün Taşova’ya bağlı Uluköy isimli bir beldedir. Nitekim beylikler döneminde önemli bir şehir merkezi iken Osmanlılar döneminde de kaza merkezidir.Bu çalışmanın amacı Osmanlı döneminde kırsal kesim araştırmaları na katkı sağlamaktır. Dönemin önemli ilim ve kültür merkezlerinden Amasya yakınlarında, 6 nahiye 167 köyden oluşan Sonisa kazası, tarih ve tarihî coğrafya araştırma metotları ile ele alınmaya çalışılmıştır.    

Osmanlı'nın Askeri Gücü


19. yüzyılda Osmanlı Devleti, siyasi ve ekonomik açıdan Avrupa’nın ilgi odağı ve dolayısıyla bu yönde menfaatleri çatışan Avrupa devletlerinin bir çekişme sahası haline geldi. Büyük ölçüde İngiltere, Fransa ve Rusya üçgeninde cereyan eden bu çekişme, yeri geldiğinde devletler arasında diplomasi savaşlarını da doğurdu. Bu süreçte Osmanlı toprağını ziyaret eden ve bölge hakkında gözlemlerde bulunarak tecrübelerini yazıya döken Urquhart, mevcut çekişmeleri çok iyi analiz etmektedir. Rusya’nın Osmanlı üzerindeki emellerini açıklarken aslında Rusya’nın korkulduğu kadar tehlikeli bir güç olmadığını, Osmanlı’nın ise öz değerlerine sahip çıkması halinde Rusya’yı alt edecek güce sahip olduğunu belirtmektedir. Bu bilgileri verirken kendi devleti İngiltere dâhil olmak üzere Avrupa’nın ne kadar yanlış bir tavır içerisinde bulunduğunu ve İngiltere’nin Osmanlı’ya taraf olması gerektiğini belirtmektedir.Rusya karşısında Osmanlı’nın sahip olduğu maddi ve manevi potansiyellere her fırsatta vurgu yapan yazar, Osmanlı ile Rusya arasındaki muhtemel operasyonların merkezi durumunda bulunan Tuna, Eflak ve Boğdan bölgesini askeri ve coğrafi yönüyle ayrıntılı olarak izah etmekte ve buradaki koşulların nasıl avantaja çevrilebileceği hakkında fikirler vermektedir. Bunun dışında yazar, Avrupa ve dünya için taşıdığı öneme binaen İstanbul ve Çanakkale boğazlarını da stratejik açıdan ele almaktadır.Avrupalı bir düşünür ve diplomat tarafından Osmanlı ile Avrupa devletleri hakkında yapılan alışılmışın dışındaki yorumları ve Osmanlı toplumunun gelenek göreneklerine dair takdir ifadelerini içeren, ayrıca 19. yüzyılın uluslararası arenasında dönen oyunları ve Osmanlı’nın bu arenadaki yerini ortaya koyan bu ileri görüşlü eser, tarihin ve günümüzün uluslararası ilişkilerini anlamak ve değerlendirmek bakımından büyük önem arz etmekte ve bu yönüyle dikkatle okunmayı hak etmektedir.

Mahmut Yesari : Hayatı ve Hikayeciliği


Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını takip eden dönemlerde Mahmut Yesari; hayatını “sadece yazarak” idame ettiren az sayıdaki yazarlarımızdan biri olarak, hem dönem edebiyatının ruhunu anlamamızda hem de eserleri üzerinden Türk edebiyatı tarihi, değişen ve gelişen edebiyat türleri hakkında bize zengin örnekler sunabilecek bir edebiyatçı kimliğiyle ortaya çıktı. Edebiyat tarihimizde genellikle romancılığı ile bilinen Yesari’nin, hikâyeciliğinin görmezden gelindiğine, yok sayıldığına şahit olduk. Çoban Yıldızı, Çulluk ya da Tipi Dindi adlarını duyduğumuzda, romancılığıyla aklımıza gelen Mahmut Yesari’nin, yirmili yıllardan ölüm tarihi olan 1945 yılına kadar gazetelerde ve mecmualarda yayınladığı yüzlerce hikâyesinin varlığı, dolayısıyla Yesari’nin modern hikayeciliğimizde de önemli bir yeri olduğunu düşünmemiz, bu konuda çalışma gerekçelerimizi netleştirmiş oldu.

Sevgili salak Günlük 12 : Ben


Başkan’a uzay programıyla ilgili bir mektup yazıp uzaya gönderilmesi gereken insanları BENİM seçmem gerektiğini belirttim. Kimlerin seçilebileceğini anlatırken birkaç noktaya değindim. Örneğin; bir çantaya sığabilmek, roketin içinde olmak ve doğal olmayan sarışınlık gibi özelliklerin dikkate alınarak seçim yapılması...Eğer tüm bunlara dikkat edilirse uzay programına seçilmesi gereken kişinin zaten belli olduğunu ve dünyanın onsuz daha iyi bir yer olacağını da belirttim.Bu mektubu yazdığımda küçüktüm ve mektubumun ciddiye alınmamış olduğunu düşünüyorum.Ama bu altı ay önceydi. Artık, seçim yapacak kadar büyüdüğümü düşünüyorum ve Vicki Vonder’ı seçiyorum.

Mikro İktisadi Analiz

2056 : İsyan


Kim olduğunu bilmiyorsan, ne olmak istediğini nasıl bileceksin? Merkezi Koalisyon tarafından hafızası silinen Kyla geçmişin şiddet dolu anılarıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan da bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır. Sonunda, direnişçi grupların yardımıyla, ölmesini isteyen yetkililerin elinden kurtulup, sahte bir kimlikle geçmişini aramaya başlar. Ama ümitsizce aradığı gerçek, onun tahmin ettiğinden çok daha fazla şaşırtıcıdır.Dizinin aldığı ödüller• North East Teen Book Award • Leeds Book Award • Portsmouth Book Award • Angus Book Award • Amazing Book Award, Sussex Coast Schools • Rotherham Book Award • Rib Valley Book Award • Bishop Luffa School Book Award

El-Cahız ve Belagat


Bu çalışmada, Arap dilinin en önemli ilimlerinden biri olan belâgatin, kuruluşu ve gelişiminde el-Câhız’ın oynadığı rol ortaya konmuştur. Onun belâgat ilmine getirdiği kural ve ölçüler tespit edilmiştir. Bu nedenle el-Câhız’ın yaşadığı dönem olan Abbâsiler dönemine kadar belâgatin tarihî gelişimi incelenmiş, onun düşünce yapısının oluşumunu etkileyen faktörleri anlayabilmek için hayatı ve ilmî kişiliği üzerinde durulmuştur. el- Câhız’ın belâgatla ilgili görüşlerini tespit edebilmek için onun el-Beyân ve’t-Tebyîn adlı eseri temel kaynak olarak incelenmiştir. Çünkü bu eser, belâgat tarihinde “Beyân” ismiyle müstakil olarak yazılan ve onun belâgatla alakalı düşüncelerini en yoğun şekilde barındıran bir özelliğe sahiptir. Ayrıca çalışmada el-Câhız’ın kendisinden sonra gelen en tanınmış bazı belâgat âlimlerine olan etkisi de araştırılmıştır.

İpek Yolu 2 : Sibirya-Batı Türkistan


İpek Yolu-1, Çin-Doğu Türkistan isimli kitabımızda Çin’in eski başkenti Çangan’da başlayan tarihî İpek Yolu yolculuğumuza Doğu Türkistan’da, Tanrı Dağları eteklerinde mola vermiştik. Yolculuğumuzun ikinci bölümüne Altay Dağları’nda bir kamın ayılında başlıyoruz. Altay kamlarının gizemli dünyasına konuk olacak, kamların sırrını çözmeye, dünün ışığı altında bugünü ve yarını anlamaya çalışacağız.Çevalkof’un şahsında Altay insanının kimlik bunalımını yeniden yaşayacak, Sibirya’nın son Türklerinin varolma mücadelesine farklı pencerelerden bakacağız. Bozkır savaşçılarının mistik dünyasının üzerine çöken tozlu sır perdesini aralamaya çalışacağız. Yerlilerin ağzından yaşayan Pazırık efsanelerini dinleyecek, Rusya’nın “varlık nedeni” Sibirya’nın sırrını anlamaya çalışacak, kürkle başlayıp altın, elmas, petrol ve doğalgazla devam eden bitmez tükenmez Sibirya kaynaklarının boyutu karşısında şaşıracağız!Anayurt meselesi bağlamında antik kaynaklara bakacak, Grek filozoflarının Doğu hayranlığını ilgiyle okuyacağız. Batıya doğru yol alırken Issık Köl kıyılarında bir kayıp ada ve batık şehirlere mahsus izlere rastlayacak, yolda ihmal edilen bir halkla, Yüe-çilerle tanışacak, Bey Sakaları ve Buda’nın askerleri Kuşanları yakından tanıyacak ve onların bize hiç de yabancı olmadıklarını göreceğiz.Türk olgusunun sırrını irdelerken, karşımıza dünya uygarlığının Sümer kökeni ve “ahlaklı-adil insanlar” olgusu çıkacak. Çin kültürünün “Sümer bağlantısı” ve Sümerlerin MÖ 4000’lerdeki Mezopotamya göçünden sonra MÖ 2350’lerde Sümer’den Kansu-Şensi ve Yenisey kıyılarına yönelik önemli bir göç vakası ile karşılaşacak, İpek Yolu’nun dinlerini irdelerken güzergâh üzerinde Türk Tanrı dini, Zerdüştçülük, Budizm, Hıristiyanlık, Manicilik ve İslamiyetin izlerini sürecek, müştereklerine şahit olacağız.İşgal mantığı bağlamında bir Rus casusunun Türkistan’ın işgali arefesinde yazdığı günlüğü okurken, işgalin hüzünlü kaçınılmazlığı karşısında “Tanrım, bugün ile dün arasında ne kadar çok örtüşen nokta var!” diyecek ve bugünkü Türk cumhuriyetleri bağlamında soracağız: “Aradan geçen yüzyıllar, bu kadar acı tecrübe boşuna mıydı?”Şimdi sizi kam Dokuz Oğuz’un çadırına, bir kamlanma törenine davet ediyorum…

Avrupa Piyano Metodu : Piyano Metodu


SCHOTT firmasının dünyaca ünlü piyano metodu “Europäische Klavierschule / The European Piano Method” artık Türkçe! Almanya’da piyano pedagojisinin gelişiminde önemli bir yere sahip olan Fritz Emonts tarafından yazılan metot, zengin içeriği ve sahip olduğu sistemli yapısı sayesinde, “içerik” arayışında olan öğretmen ve öğrencilere önemli bir alternatif sunmaktadır. Tüm çalışmaların kitabın yazarı tarafından piyanoda çalındığı bir CD ilavesiyle sunulan kitap, ilk otuz sayfasında, henüz nota okumayı bilmeyen küçükler için, genellikle siyah tuşlar üstünde giden bir hazırlık bölümü de sunmaktadır. Genel sistem, öğrencinin aktif katılımını ve yaratıcılığını desteklemekte, sunulanın ötesinde bazı ödevleri kendi başına yaratması /gerçekleştirmesi teşvik edilmektedir. Orijinali Almanca-İngilizce-Fransızca olarak 3 dilde hazırlanan kitabın bu versiyonu, Buğra Gültek editörlüğünde bir Doğu Avrupa edisyonu olarak düşünülmüş ve Türkçe-Macarca-Çekçe olarak hazırlanmıştır. Ülkemizden Çek Cumhuriyeti ve Slovakya'ya ihraç edilen kitap, bu ülkelerin piyano eğitimi sisteminde aktif olarak kullanılmaktadır.  

Mezopotamya Üçlemesi : Mahmud ile Yezida - Taziye - Geyikler Lanetler


Mahmud ile Yezida (1980) Taziye (1982) ve Geyikler Lanetler (1992)  ilk yayımlanışlarından bugüne yurtiçi ve yurtdışında pek çok amatör ve profesyonel tiyatro grupları tarafından sahnelendi. Oyunun da edebi bir tür olarak geniş bir okura sahip olduğunu kanıtlayan bu kitapları topluca el altında bulundurmak isteyenler için bu özel tek cilt basımı hazırladık.

Kederi Dağıtan Mavi : Denemeler


Ressam, yazar ve sanat tarihçisi Gürol Sözen, yıllardan beri sanatçı ve araştırmacı yüreğiyle izini sürüp kapsamlı boyutta kitaplaştırdığı, müze eserleriyle binlerce yılı karşılaştırarak sergilediği, belgesel filmlerini gerçekleştirdiği bu coğrafyayı bu kez “Kederi Dağıtan Mavi” adlı denemeleriyle okurun karşısına çıkarıyor... Yazarın diğer kitaplarından farkı; Anadolu coğrafyasının suları, mavisi, martıları, güvercinleri, çiçekleri ve on iki bin yıldan beri konup göçenlerden artakalanlarıyla penceresini yarı aralık bırakmasıdır... Araladığı bu pencerede sanatçı dostları da var, doğadaki kendi seçkileri de: Tabii ki günümüz ve kendisiyle de hesaplaşmayı bu arada unutmamış!.. Bu kitapta sanatçının içtenliği, sevecenliği, kederi dağıtan mavisi ve yalın anlatımıyla “sanat ve hayata dair” Anadolu notlarını bulacaksınız...


Beni Hatırla ?

Şifremi Unuttum ?